Hastaya Kanser Olduğu Nasıl Söylenir?

- 26 Nisan 2017

Hastaya kanser olduğu nasıl söylenir? Kanser hastasına nasıl davranılmalı? Kanser hastalarına nasıl moral verilir? Kanser oldun nasıl denir?

Sadece kanser değil, her türlü hastalıkta hastanın, tanısını bilme ve tedavi kararlarına katılma hakkı vardır. Doktorlar, hem hukuki, hem vicdani açıdan, ölüm ve yaşam gibi önemli sonuçları olan kanser hastalığında, hastaların tanısını bilmesini isterler. Tanının öğrenilmesinin hastalığın tedavisini etkilemesine izin vermemek gerekir. Ülkemizde bazı hasta yakınları, hastasının tanıyı öğrendiğinde, bunalım geçireceğine, tedaviyi reddedeceğine inandığı için tanının söylenmesine engel olmak ister. Bu durumun iki önemli sakıcası vardır:

  1. Hastaya kanser olduğunu söylemeden, ciddi yan etkiler yapabilecek ilaçları veremeyiz. Bu yan etkilerin sorumluluğu, doktor, hasta ve hasta yakınları arasında paylaşılmalıdır.
  2. Hastaya kanser olduğunu söylemeyerek, akrabalarının verdiği tedavi vermeme kararıyla, tedavisinin eksik kalma ihtimaliyle hastaneyi terk etmesi.

Hasta – doktor ilişkileri, beceri ve tecrübe isteyen, önemli bir iştir. Sık karşılaştığımız bazı durumlarla ilgili örnekler vermek isterim:

Çoğunlukla hastalığın tanısını koyan onkologlar (Tıbbi Onkoloji veya Radyasyon Onkolojisi Uzmanları) olmuyor, ancak hastanın biyopsiyle konulan tanısı çıktıktan sonra bazen hastaya bu tanının söylenmesi onkoloğun üzerine kalıyor, hasta patoloji raporu ile birlikte onkoloğa yönlendiriliyor.

Hastadan parça alan veya ameliyat eden doktorların, en azından hasta taburcu olmadan onkologla görüşmeleri uygun olacaktır. Çünkü hasta taburcu olduktan sonra poliklinikte onkologla görüşmeye geldiğinde, serviste yatarken kolayca halledilebilecek ek işlemler olabilmektedir. Hastaların işlerini kolaylaştırmak ve hızlandırmak için, başkalarının gözünden kaçabilecek, titizlikle olması istenen bazı tetkik ve incelemeler varsa, bu sırada belirtilebilir.

Hastaya aceleyle sende şu kanser var, şu tedaviyi almalısın, şu kadar yaşama şansın (veya süren) var diyerek kaçıp gidilmemelidir. Hastayla konuşurken onun duygu durumunu anlamaya çalışırız. Hastayla her görüşmemizde, bilmesi gerektiği, öğrenmek istediği kadar bilgi veririz.

Hastaya “kanser” kelimesini kullanarak tanısını söylemeden de, ciddi bir hastalığı olabileceği, bazı yan etkileri olan ilaçlar alması gerektiği söylenerek de farkındalığı sağlanabilir. Hastadan daha sonra gelecek yanıt ve sorulara göre konuşma yönlendirilebilir. Tüm bu aşamaların ilk karşılaşmada olmasına gerek yoktur.

Tekrarlama şansı çok az olan kanserli hastaların moralini bozucu, iyileşme şansı hiç olmayan hastaları da boş yere ümitlendirici konuşmalar yapılmaz.

Hastaların çoğu, yaşlı da olsalar hiç bir şeyden haberleri yokmuş gibi davransalar da, hastalıklarının farkındadırlar ve yakınlarının kendilerinden bu durumu sakladığını bilirler.

Patoloji raporuyla kanser olduğu kanıtlanmamış hastalara, ne kadar yüksek olasılıklı olsa da kanser olduklarını söylemek, kemoterapi kararı vermek -çoğu zaman- doğru değildir. Hastalığa yönelik, biyopsi alınamadan veya biyopsi sonucu beklenemeden, çok özel durumlarda kemoterapi ve radyoterapi vermek gerekebilir. Bu durumda hasta ve yakınları olası fayda ve riskler açısından ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir.

Bir hasta bana, “Sayın doktor, ben kanser olduğumdan şüpheleniyorum, ama kansersem bana lütfen söylemeyin, yoksa kaçarım, intihar ederim“, derse hastaya tanısını zorla söylemem doğru olmaz.
Annemizin kanser olduğunu öğrenmesini ve kemoterapi almasını istemiyoruz, hemen taburcu olmasını istiyoruz” diyen bir hasta yakını olduğunu varsayalım. Bu durumun miras gibi hukuksal sakıncaları ve tedaviyle ilgili sakıncaları olacaktır. Hastanın kanser olduğunu bilen, yanındaki akrabaları bu bilgileri, durumu bilmeyen, mesela yurt dışındaki akrabalara karşı kullanabilirler.

Bunun dışında, bazen hasta yakınları kemoterapinin hastayı daha kötüleştireceğini, hastanın ilacı alsa da almasa da, eve gider gitmez bir kaç haftada öleceğini düşünebilirler. Ancak çok ileri evrede bile olsa, kemoterapi almadan 6-7 ay acı çekerek yaşayacağını tahmin ettiğimiz bir hastanın, kemoterapinin eğer olacaksa şikayetleri azaltıcı, belki yaşam süresini bir kaç ay uzatıcı etkisi bilgisinden mahrum kalmasını kabul etmek mümkün değildir. Zaten tedaviden fayda görmeyeceği düşünülen hastalara zorla tedavi verilmez.

Eğer hastaya tedavi verilmeyecekse ve hastanın az bir ömrü kalmış olsa bile, hasta yakınlarının bu bilgiyi hastadan saklaması hem empati yaparak hem de ahlaki ve hukuki açıdan doğru olmayacaktır.

Doktor hasta kanser

Bir Yorum

  1. Erguvan

    26 Nisan 2017 at 15:40

    Bazı doktorlar hasta psikolojisini düşünmeden pat diye kanser olmuşsun diyor. Lütfen biraz duyarlı olalım. Kanser olduğunu ilk kez duyan bir hasta yarın öleceksin duymuş gibi oluyor. Doktorlarımızın insani ve medeni olmalarını, kanser hastalarının ve hasta yakınlarının psikolojilerini düşünmelerini rica ediyoruz.

Görüş Bildirin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir